(E. 2021/2312, K. 2021/6406)
Konu: İnançlı İşlem Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil
1. Olayın Özeti
Davacı, ekonomik sıkıntıları nedeniyle davalıdan borç aldığını, bu borcun teminatı olarak adına kayıtlı taşınmazı 02.02.2006 tarihinde davalıya devrettiğini, taraflar arasında bu işlemi düzenleyen yazılı bir sözleşme imzalandığını belirtmiştir. Sözleşmede, 15.05.2006 tarihinde borç ödenirse tapunun iade edileceği kararlaştırılmıştır. Davacı, borcu ödediğini ileri sürerek tapunun kendisine iadesini talep etmiş, ancak tapu devri gerçekleşmeyince tapu iptali ve tescil davası açmıştır.
2. Yargılama Süreci
- İlk Derece Mahkemesi, davacının iddiasını ispat edemediğini belirterek davayı reddetmiştir.
- İstinaf Mahkemesi, inançlı işlemin sabit olduğunu, ancak borç miktarının belirlenerek mahkeme veznesine depo edilmesine olanak tanınması gerektiğini belirtmiş ve ilk derece kararını kaldırmıştır.
- Dosya yeniden ilk derece mahkemesine gönderilmiş, burada davacıdan denkleştirici adalet ilkesi gereği belirlenen 221.899,89 TL’yi yatırması istenmiş, yatırmaması üzerine dava tekrar reddedilmiştir.
- Bu karar üzerine davacı tekrar istinafa başvurmuş, başvuru esastan reddedilmiştir.
3. Yargıtay Değerlendirmesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, dosya kapsamında;
- Taraflar arasında inançlı işlem ilişkisi bulunduğunu,
- Bu ilişkinin yazılı belgeyle sabit olduğunu,
- Sözleşmede borcun tutarı ve ödeme tarihi açıkça belirtildiğinden denkleştirici adalet ilkesinin uygulanamayacağını,
- Davacının sunduğu ödeme belgelerinde davalıya ait imza ve yazıların bulunması durumunda bunların HMK m. 202/2 uyarınca delil başlangıcı sayılacağını,
- Bu durumda tanık dinlenebileceğini ve detaylı inceleme yapılması gerektiğini ifade etmiştir.
Ayrıca, 05.02.1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında, inanç sözleşmelerinin şekle bağlı olmaksızın yazılı delille ispatlanabileceği ve bu sözleşmelerin, tarafların özgür iradeleriyle yapılması halinde geçerli olduğu vurgulanmıştır.
4. Karar ve Sonuç
Yargıtay;
- İlk derece ve istinaf mahkemesi kararlarını BOZMUŞ,
- Davacının delil değerlendirmesi yapılmadan borç yatırmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesini usul ve hukuk kurallarına aykırı bulmuştur.
- Dosya, yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.
Değerlendirmemiz;
Bu karar, inançlı işlemler bağlamında Yargıtay’ın yerleşik içtihat çizgisini teyit eder nitelikte olup, özellikle teminat amaçlı taşınmaz devirlerinde taraflar arasındaki sözleşme ilişkilerinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair önemli ilkeler içermektedir.
Yargıtay, inanç sözleşmelerini hukuken geçerli kabul etmeye devam etmekte ve 05.02.1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına atıfla, bu tür işlemlerin yazılı delille ispatlanabileceğini açıkça vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, tapu dışı işlemlerin sınırlandırılması gerektiği prensibi ile inançlı işlemlerin korunması arasındaki dengeyi yansıtmaktadır.
Daire, geçerli ve açık hükümlü bir inanç sözleşmesinin bulunduğu durumlarda, “denkleştirici adalet ilkesi”nin uygulanamayacağını belirtmiştir. Bu yaklaşım, sözleşme serbestisi ilkesini ve taraflarca açıkça kararlaştırılmış ödeme yükümlülüklerinin bağlayıcılığını ön plana çıkarmaktadır.
Karar, HMK m. 202 bağlamında delil sistemine ilişkin önemli bir noktayı netleştirmektedir: Eğer taraflar arasında yazılı delil yoksa, davacının sunduğu belgelerde davalıya ait imza ve el yazısı varsa, bu belgeler “delil başlangıcı” sayılır ve tanık dinlenmesine olanak tanır. Böylece şekil şartı tartışmalarına rağmen ispat mekanizması esneklik kazanmakta, hakkaniyete dayalı sonuçların önü açılmaktadır.
Yargıtay, önceki derece mahkemelerinin eksik inceleme ve hatalı hukuk uygulamaları nedeniyle kararları bozmuş, özellikle “ödeme yapılmadığı gerekçesiyle” davanın reddini hatalı bulmuştur. Bu durum, usul ekonomisi kadar hukuki hakkın özüne ilişkin değerlendirme zorunluluğunu da ortaya koymaktadır.